KUR'AN DA KADER

Bir çoğumuz ‘’ Kader ’’ olgusu veya gerçeğini tam anlamı ile kavramak noktasında bazen çözümsüz kalabiliyoruz. Yaşadığımız bir olay karşısında kimi zaman seviniyor , kimi zaman üzülüyor ama kimi zamanda buna bir anlam veremiyoruz. Örneğin ; sabah evden çıkarak işine gitmek üzere arabası ile yola çıkan birisi belki de hiç aklına gelmemiş olan bir trafik kazası ile ölebilirken , bir diğeri yaptığı bir ticari faaliyet ile maddi anlamda kar elde ederek sevinmektedir veya bir futbol karşılaşmasında galip gelen tarafın oyuncuları bu galibiyet sonrası övünerek sevinirken ,ütüyü fişte takılı unutup evin yanmasına sebep olan bir ev hanımı bu felaketten sonra kendisini suçlayıp perişan hale gelebiliyor.

Ve genelde üzücü sonuçlar meydana getiren olaylar karşısında pek çok kişi bu olaylarda teselliyi ‘’Ne yapalım kader böyle imiş’’ sözünde ararken , kar eden iş adamı veya galip gelen futbolcular bu başarıyı hemen kendi çaba ve gayretlerine mal edebiliyorlar. Yine bunun gibi daha uç bir örnek verecek olursak örneğin ; ağaçtan düşerek ölen bir kişi için ‘’ Ne işi vardı ağaç tepesinde ‘’ diye kınayıcı bir soru ile olayı değerlendirirken ,köprüden atladığı halde ölmeyen birisi için ki bu olaylar nadirde olsa yaşanmıştır ‘’Öldürmeyen Allah öldürmez’’ gibi bir değerlendirme yapılabiliyor.

Peki gerçekler aslında böyle mi ? Hiç şüphesiz Kader gerçeği hakkında en önemli bilgileri yüce kitabımız Kur’an da bulabiliriz. Ancak buna geçmeden önce tezimizi ortaya koyalım.

İşin gerçeği şudur ki , biz insanlar Allah’ın yaratmış olduğu bir mekanda ve 4. Boyut olan zaman dediğimiz algı ile muhatap bir hayat yaşamaktayız .Ve zaman dediğimiz algı Einstein’in de dediği gibi görecelidir. Bizler Dünya’nın Güneş etrafında dönmesinden kaynaklanan 24 saatlik dilimlerinden oluşan zaman periyoduna bağlı iken ,aynı anda Dünya’nın yörüngesinde yer alan uzay istasyonundaki bir astronot bizim 24 saatimiz içinde defalarca Güneşin doğup battığına şahit olmaktadır. O durumda astronot için farklı bir zaman algısı mevzu bahistir.

Hal böyle iken ; zaman ve mekanın dışında olan yüce Yaratıcımız Allah C.C hazretleri için tamamen farklı bir durum söz konusudur. Zaman sadece bizler için geçerli bir algıdır oysa Allah zamandan ve mekandan münezzehtir ,O zamanın öncesini de ,sonrasını da (gaybı) bilendir. Çünkü Allah katında tüm bu varlık alemi ,dünya hayatı ve her olay zamanın bölünemez en küçük parçası kadar bir süre içerisinde çoktan yaratılıp bitmiş durumdadır. Aslında şu anda her birimiz hak edişlerimize göre ya cennet bahçelerinde yada cehennem çukurlarındayız . Ancak zaman algısı ile şartlamış benliğimiz belkide şu an bunu tam anlamı ile idrak etmekten yoksun.

KUR’AN DAN DELİLLER

‘’Şüphesiz biz her şeyi bir kader ile yarattık.’’ KAMER / 49

Sadece bu ayetle bile sabittir ki yaratılmış her şey ; Kainat ,Dünya ,ağaçlar , atomlar , bitkiler , hayvanlar ve insan yaratıldığı anda kaderi bellidir. Bu kader o varlığın her evresini ,her hareketini kısaca her zerresini kapsar. Diğer bir ayette şöyle buyurulmaktadır ;

‘’ İnkâr edenler, dediler ki: "Kıyamet saati bize gelmez." De ki: "Hayır, gaybı bilen Rabbime andolsun, o muhakkak size gelecektir. Göklerde ve yerde zerre ağırlığınca hiç bir şey O'ndan uzak (saklı) kalmaz. Bundan daha küçük olanı da, daha büyük olanı da, istisnasız, mutlaka apaçık bir kitapta (yazılı)dır." SEBE / 3

Bu ayetten de anlıyoruz ki zerreden küçük şeyler (atom altı parçacıklar) ve daha büyükleri (galaksiler ,güneş sistemleri) ve tabi ki insan dahi mutlaka belli ve Allah katında (levh-i mahfuzda) sabit bir kayıt ile belli bir kader dahilinde yaratılmıştır. Gene ilgili bir ayet te ;

‘’Yeryüzünde olan ve sizin nefislerinizde meydana gelen herhangi bir musibet yoktur ki, Biz onu yaratmadan önce, bir kitapta (yazılı) olmasın. Şüphesiz bu, Allah'a göre pek kolaydır.’’ HADİD / 22

Burada şunu şunu da vurgulamak gerekir ki ; iman’ın 6 esasından birisi de kadere imandır. Bu şu demektir ; bizler kaderde belli olan (Levh-i mahfuz da kayıtlı olan) dışında hiçbir olay ile muhatap olmayacağımızı peşinen kabul etmiş durumdayız. Bu olayda bizlere şu ayetler ile haber verilmiştir ;

‘’De ki: 'Allah'ın bizim için yazdıkları dışında, bize kesinlikle hiç bir şey isabet etmez. O bizim mevlamızdır. Ve mü'minler yalnızca Allah'a tevekkül etmelidirler.’’ TEVBE/51

‘’De ki: "Allah'ın dilemesi dışında, kendim için zarardan ve yarardan (hiç bir şeye) malik değilim. Her ümmetin bir eceli vardır. Onların ecelleri gelince, artık ne bir saat ertelenebilirler, ne öne alınabilirler.’’ YUNUS / 49

Bu ayetlerden de anlaşılacağı gibi aslında insan kendi gücü ve iradesi ile hiçbir şey yapmaya kadir değildir. O halde insanın iradesi ne ise yaramaktadır sorusu akıllara gelecektir. İnsana verilen cüzi irade sadece Allah’ın külli iradesinin içinde hiç önemsenmeyecek boyutta bir irade ve insanın aklının ihtiyarını korumak için insana verilmiş küçük bir tecelli , tabiri caiz ise bir emniyet supabıdır. Her şeyi kendi iradesinin seçimleri ile yaptığını sanan insan ancak bu şekilde imtihan sırrından uzak kalabilir. Aksi takdirde her tülü fiilin Allah tarafından yaratıldığını anlayan ve bunu gerçekten kavrayabilen insan bir takım ilahi sırlara vakıf olabilmiş ve imanda derinlik kazanmış demek olabilir. Bunu tam olarak kavrayamayanlar ise belki şaşkınlık ve hayrete düşebilir hatta Allah korusun kimi zaman isyankar bir tutum bile sergileyebilirler. Bu yüzdendir ki mü’minler her türlü hayrın ve şerrin Allah’tan geldiğine iman ederek Allah’a tevekkül içerisinde olabilir , kazandıklarına kibir ile sevinmez , kaybettiklerine yerinerek üzülmezler.

Örneğin şu an bu yazıyı belki de bir fincan kahve içerek okuyan sizler bu fiillerin ancak ve ancak Allah’ın külli iradesi ve yaratması ile gerçekleştiğini ve bu fiillere elinizi , gözünüzü ,beyninizi vesile kıldığını idrak edebilseniz. Ben dahi bu yazıyı yazarken her şeyin yaratıcısı olan Allah’ın benim klavyenin tuşlarına basma eylemlerimi dahi yarattığını , ancak buna benim ellerimi vesile kıldığını gerçek manada kavrayabilsem ,olaylar çok daha farklı olacaktır .Ama bahsettiğimiz cüzi irademiz sayesinde aklın ihtiyarı ortadan kalkmadan bu olaylar gerçekleşmektedir.
Allah bu gerçekleri yani mutlak kader çerçevesinde bu olayların olduğunu bize yine Kur’an da şu ayetlerle bildirmektedir ;

‘’. . .Onları siz öldürmediniz, ama onları Allah öldürdü; attığın zaman sen atmadın, ama Allah attı. . .’’ ENFAL / 17

‘’. . .O Bir işin olmasına karar verirse, yalnızca ona ol der, o da hemen olur.’’ BAKARA / 117 , MERYEM / 35 , AL-İ İMRAN / 47

‘’ Eğer Allah’ın geçmişte bir yazması (söz vermesi) olmasaydı, aldıklarınıza karşılık size gerçekten büyük bir azab dokunurdu.’’ ENFAL / 68

Bu ayetler yine bize her fiili Allah’ın yarattığını ve Levh-i mahfuzda kayıtlı ana kitapta saklı olduğunu haber vermektedir . Bütün bu fiillerinin Allah tarafından her an yaratılıyor olması ise şu ayet ile bildirilmiştir ;

‘’. . . O her an yeni bir yaratmadadır.’’ RAHMAN / 29

İkinci bir önemli konuda şudur ; çoğu insan yaptığı olumsuz bir fiilden nedense kendisini sorumlu görmez ve hep bir bahanenin arkasına sığınarak kendisini haklı çıkarmaya çalışır ,oysa buda diğer olaylar gibi kaderinde yazılı olan şeyin (kazaya) icraata yani yaratılmaya dönüşmesinden başka bir şey değildir. Bu da Kur’an da şöyle bildirilmektedir ;

‘’ Ufak tefek kusurları dışında, büyük günahlardan ve edepsizliklerden kaçınanlara gelince, bil ki Rabbin, affı bol olandır. O, sizi daha topraktan yarattığı zaman ve siz annelerinizin karınlarında bulunduğunuz sırada (bile), sizi en iyi bilendir. Bunun için kendinizi temize çıkarmayın. Çünkü O, kötülükten sakınanı daha iyi bilir.’’ NECM / 32

Şimdi sanırım hepimiz şu kaçınılmaz soruyu kendimize soracağız . . . 

‘’Mademki her şeyi isteyen ve yapan Allah ise ve bu benim takdir edilmiş kaderim ise kötülükleri de ben kendi irademle işlememiş oluyorum demektir ki ,böyle bir durumda aslında yapmadığım bir eylemden dolayı neden (haşa) haksız yere cehenneme gönderileceğim ? ‘’

Bu sorunun cevabını Dünya’daki hayatımız içerisinde düşünmek ve bulmak imkansızdır , çünkü bu sorunun cevabı çok daha önceye hatta zaman ve mekan ve hatta Adem a.s ın topraktan bedeni yaratılmadan önceye dayanmaktadır . (En doğrusunu Allah bilir). Şöyle ki ;
 

Öncelikle şu ayeti ilk referans noktası olarak koymak en doğrusu olacaktır.

‘’Ey Muhammed! Sana ruhtan soruyorlar. De ki: "Ruh Rabbimin bildiği bir iştir ve size ilimden ancak az bir şey verilmiştir." İSRA /85

Ta Kal’u belada henüz bedenler yaratılmadan önce ; Allah bütün ruhları toplamış ve onlara sormuştur . . . 

‘’Rabbinin Âdem evlatlarından, misak aldığını da düşünün! Rabbin onların bellerinden zürriyetlerini almış ve onların kendileri hakkında şahitliklerini isteyerek Ben sizin Rabbiniz değil miyim? buyurunca onlar da Elbette! diye ikrar etmişlerdi. Kıyamet günü bizim bundan haberimiz yoktu! yahut: Ne yapalım, daha önce babalarımız Allah’a şirk koştular, biz de onlardan sonra gelen bir nesil idik, şimdi o bâtılı başlatanların yaptıkları sebebiyle bizi imha mı edeceksin? gibi bahaneler ileri sürmeyesiniz diye Allah bu ikrarı aldı.’’ ARAF / 172-173 

Bundan sonrasını ise İmam-ı Gazali hazretlerinin açıklamalarından nakledeceğiz;
İmam-ı Gazali hazretleri buyuruyor ki:

Âdem aleyhisselam yaratılıp, beli mesh edilince, zerreler halinde nesli çıktı. Bir kısmı sağ tarafına, bir kısmı sol tarafına kondu. Allahü teâlâ buyurdu ki:
— İşte bu sağdakiler, Cennet ehlinin amelini yapacaklarından, Cennetlik olanlardır. Bunların amellerinden bana bir fayda ve zarar yoktur. Bu soldakiler, Cehennem ehlinin amelini yapacaklarından, Cehennemlik olanlardır. Bunlardan da, bana bir fayda ve zarar yoktur.

Âdem aleyhisselam sordu:
— Ya Rabbi! Cehennem ehlinin ameli nedir?
— Bana şirk koşmak ve gönderdiğim peygamberlere inanmamak ve onlar vasıtasıyla gönderdiğim kitaplardaki emir ve nehyimi tutmayıp, bana isyan etmektir.
Âdem aleyhisselam dua etti:
— Ya Rabbi! Bunları kendilerine şahit kıl! Umulur ki, Cehennem ehli ameli işlemezler.

Allahü teâlâ da, nefslerini şahit yapıp, (Ben sizin Rabbiniz değil miyim?) buyurdu. Hepsi, (Evet, biz şahidiz, Rabbimizsin) dediler. Allahü teâlâ, melekleri ve Âdem aleyhisselamı da şahit tuttu ki, onlar Allahü teâlânın Rab olduğunu tasdik ve ikrar ettiler. Bu sözleşmeden sonra, onları tekrar eski mekânlarına gönderdi, çünkü bunların hayatları yalnız ruhani bir hayat idi. Cismani bir hayat değildi. Allahü teâlâ, bunları Âdem aleyhisselamın sulbüne yerleştirdi. Ruhlarını kabzedip, Arşın hazinelerinden birinde muhafaza etti. Ana rahminde, çocuğun cismani sureti tamam olduğu zaman, henüz ölüdür. Allahü teâlâ, rahimde ölü olan bu çocuğa ruh vermeyi murat buyurduğunda, Arş’ta muhafaza edilen ruhu, o cesede iade eder. Çocuk o zaman hareket etmeye başlar. Allahü teâlânın ruhlara, (Ben sizin Rabbiniz değil miyim?) diye sorduğu misaktan [sözleşmeden] sonraki ölüm, yani ruhun Arşın hazinelerine gönderilmesi, birinci ölüm ve şimdiki ana karnındaki hayat, ikinci hayattır. (Dürret-ül-Fahire)

İşte bu sebepledir ki ; Allah azze ve celle hazretleri sonsuz ilmi ve kuderetiyle ruhani hayatta doğru cevap veren her kişinin , cismani hayatta işleyecekleri amelleri daha o zamandan bilerek ,her kişiyi bu hal üzere ve sonsuz sebepler dairesinde bir kader örgüsü ile yaratarak dünyaya göndermiş ve bizleri bil fiil yapacağımız amellere şahit tutmuştur. Benim kaderden anladığımda budur .

SON SÖZ

Gelişen bilim ise bu anlattıklarımızı ispat eder nitelikte delilleri bu gün bizlere sunmaktadır.

Almanya ‘da yapılan bir deneyde MR cihazı içinde sağ ve sol eline bir buton verilen denekten rastgele butonlara basması istenmektedir. Aynı anda bilgisayarlar hem deneğin beynindeki irade merkezinin sinyallerini kaydederken diğer taraftan da butonlara basılma anını çok hassa bir şekilde kaydetmektedir. Ancak ortaya çıkan sonuç gerçekten şaşırtıcıdır ,çünkü özgür iradesi ile karar vererek butonlara bastığını sanan deneğin butonlara basmasından tam 6 saniye önce beynindeki irade merkezinde hangi butona basacağı belli olmaktadır…evet yanlış okumadınız tam 6 saniye önce. İlgili videoyu aşağıdaki linkten seyredebilirsiniz.

http://www.youtube.com/watch?v​=8eCGKsamLAE

Allah azze ve celle hazretleri Kur’an da buyuruyor ki ;

‘’ALEMLERİN RABBİ OLAN ALLAH DİLEMEDİKÇE SİZ DİLEYEMEZSİNİZ’’ TEKVİR /29

Ayetler dışındaki yazdığım her türlü yorum ve düşüncelerdeki eksik ve hatalardan , her türlü eksiklikten münezzeh olan ALEMLERİN RABBİ ALLALAH’A SIĞINIRIM.

Ahmed TEVFİK 14.04.2011

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !